İsm-i A‘zam, sözlükte “en büyük isim” anlamına gelmektedir. Terim olarak Allah’ın (c.c.) en güzel isimleri içerisinde yer alan bazı isimler için kullanılmıştır.
İslâm âlimlerinin bir kısmı, Allah’ın isimlerinin tamamının, fazilet ve üstünlük bakımından eşit derecede olduğunu kabul etmiş, diğer bir kısmı ise hadisleri göz önünde bulundurarak bazı isimlerin diğerlerinden daha büyük ve faziletli olduğu görüşünü benimsemişlerdir.Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bazı hadislerinde, bu isimle dua edildiği zaman duanın mutlaka kabul edileceği bildirilmektedir (Tirmizî).
***
Fakat Allah’ın en büyük isminin hangisi olduğunu kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Çünkü bu hadislerin bir kısmında “Allah” ismi, bir kısmında ise “Rahmân, Rahîm” (esirgeyen, bağışlayan), “Hay Kayyûm” (diri ve her şeyi ayakta tutan), “Zü’l-celâli ve’l-ikrâm” (ululuk ve ikram sahibi) isimleri Allah’ın en büyük ismi olarak belirtilmektedir.
4) Konuyla ilgili bir hadis şöyledir: “Resûlullah (s.a.s.), bir kişinin şöyle dua ettiğini işitti:
‘Allah’ım, şehadet ettiğim şu hususlar sebebiyle senden talep ediyorum: Sen, kendisinden başka ilâh olmayan Allah’sın, birsin, Samed’sin (hiçbir şeye ihtiyacın yoktur, her şey sana muhtaçtır), senden çocuk olmadı (kimsenin babası olmadın), doğmadın (kimsenin çocuğu olmadın), bir eşin ve benzerin yoktur.” Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s.) buyurdular: “Nefsimi kudret elinde tutan Zât’a yemin olsun ki bu kimse, Allah’tan İsm-i A‘zâm’ı ile talepte bulundu. Şunu bilin ki kim İsm-i A‘zâmla dua ederse Allah ona icabet eder, kim onunla talepte bulunursa (Allah ona dilediğini mutlaka) verir.” (Tirmizî, De‘avât, 64 [3475]).
Başka bir hadis meâli de şöyledir: “Bir adam şöyle dua etmiştir: “Ey Allah’ım, hamdler sanadır, nimetleri veren sensin, senden başka ilâh yoktur. Sen semâvât ve arzın celâl ve ikrâm sahibi yaratıcısısın, Hay ve Kayyûm’sun (kâinatı ayakta tutan hayat sahibisin). Bu isimlerini şefaatçi yaparak senden istiyorum!” (Bu duayı işiten) Resûlullah (s.a.s.) sordu:
“Bu adam neyi vesile kılarak dua ediyor, biliyor musunuz?” “Allah ve Resûlü daha iyi bilir?” diye cevap verdiler. Resûlullah şöyle devam etti: “Nefsimi kudret elinde tutan Zât’a yemin ederim ki, o, Allah’a, İsm-i A‘zâm’ı ile dua etti. O İsm-i A‘zâm ki onunla dua edilirse Allah icabet eder, onunla istenirse verir.” (Nesâî).
***
Her farz namazın arkasına kaza namazı kılmak istiyorum. Sabah ve ikindi namazlarının arkasına kaza namazı olur mu?
Olur, caizdir. Sabah namazı vakti içerisinde sabah namazının 2 rekât sünnetinden başka sünnet namazlar kılınmaz ama sabah namazının farzından sonra veya sabah namazı vakti boyunca kaza namazı kılmak caizdir.
İkindi namazından önce veya sonra da kaza namazı kılmak caizdir. Özellikle ikindi namazından sonra sünnet namazlar kılınmaz.
Ancak ikindi namazı vakti girdikten bir müddet sonra yani yaklaşık güneş batımına 45 dakika kalmışken, o kerahat vaktinde, nafile namazlar kılınmadığı gibi kaza namazı da kılınmaz. Sadece o günkü ikindi namazının farzı kılınır. Bu geciktirme de mekruhtur.
***
Her farz namazın arkasına kaza namazı kılmak istiyorum. Sabah ve ikindi namazlarının arkasına kaza namazı olur mu?
Olur, caizdir. Sabah namazı vakti içerisinde sabah namazının 2 rekât sünnetinden başka sünnet namazlar kılınmaz ama sabah namazının farzından sonra veya sabah namazı vakti boyunca kaza namazı kılmak caizdir.
İkindi namazından önce veya sonra da kaza namazı kılmak caizdir. Özellikle ikindi namazından sonra sünnet namazlar kılınmaz.
Ancak ikindi namazı vakti girdikten bir müddet sonra yani yaklaşık güneş batımına 45 dakika kalmışken, o kerahat vaktinde, nafile namazlar kılınmadığı gibi kaza namazı da kılınmaz. Sadece o günkü ikindi namazının farzı kılınır. Bu geciktirme de mekruhtur.
***
Sünnet namazları kılmalı mıyız?
Kılmalıyız. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav) kılmış ve bizlere de tavsiye etmiştir. Farzlara bağlı sünnetleri de diğer nafileleri de kılmamız bizim menfaatimizedir. Zira kıyamet gününde Allah ( cc ) evvela, farz namazlarımızdan bize hesap soracaktır. Eğer farzlarımız tam ise güzel olacaktır. Yok, eğer farzlarımızda eksik veya noksanlarımız varsa o zaman kıldığımız sünnetlerimizle o eksikliklerimiz tamamlanacaktır.
