Hiç bir makam kıymetsiz değildir.
Her makam önemlidir.
Önemsiz makam yoktur.
İdareci için kıymetli olan makam nasıl kıymetli ise yanında çalışanın makamıda o kadar kıymetlidir.
Beş parmaktan biri eksik olsa bir eşyayı nasıl kaldırırız.
Önemli olam hanği makamda olursak olalım oranın değerini bilerek, Helal ve haramı gözeterek çalışmak, yani hakkını vermek lazım.
HOCALIĞIMDAN UTANDIM
Mahmut Toptaş anlatıyor ve diyorki.
Yetmiş beş yaşında bir hanımefendi arkadaşlarıyla konuşurken “Daha ilk okula gitmediğim bir zamanda yolda oyun oynarken yerde beş lira buldum.
Dünyalar benim oldu hemen arkadaşımla bakkal koştum “Bana şeker ver” dedim ve beş lirayı uzattım.
Bir kese kağıdına şekerleri koydu paranın üstünü de verdi.
Arkadaşımla birlikte yemeye başladık, doyduk ama şeker bitmedi.
Sevinerek eve geldim, anneme elimdeki paraları verdim, annem nereden bulduğumu sordu.
Yolda buldum” dedim annem ellerini havaya kaldırdı ve ‘Amanııııın’ dedi, iki elini dizlerine öyle vurdu ki daha sonra beş parmağın izini gördüm ve annem “Bunun sahibi bu parayı kazanmak için kim bilir kaç gün çalıştı” diye sızlandı durdu.
Babama parayı teslim etti babam da mahallede herkese duyrumaya çalıştı, sahibini buldular ve teslim ettiler.
İşte o gün annemin ‘Amanıııın” demesi ve ellerini dizlerine vurması beni her zaman harama karşı dizginlemiştir” dedi.
İşte eğitim de, öğretim de bu.
Yürek yangınıyla dışarı çıkan bir tek kelime “Amanıııın” kelimesi ve iki el hareketi.
Bugün bu kelimeyi ben, sen, o söylese aynı etkiyi yapar mı?
Cansız zannettiğimiz Ney veya Kavalı yaş kamıştan yapmazlar. Kuruyacak, takır takır ses verecek, uzun zaman beklemiş olacak ve çalmaya başladıklarında Kaval veya Neyi ateşin üzerinde gevretirler ondan sonra kalbin en ince damarlarına kadar işleyecek sesi bulurlar.
Telli sazların telinin kulağını bükerler, yamışmaya, gevşekliğe aldırmazlık yapmaya tele bile fırsat vermezler.
Haramla beslenen tenlerin, eğitim ve öğretimde etkilerini görüyor ve duyuyoruz.
Tepeden tırnağa, yukardan aşağıya kadar toplumun her kesiminin bir şekilde harama bulaştırılması ve bulaşmamak için çalışanların da haramın tozundan nasibini alması sonunda haramı-helalı en iyi bilenlerin de harama bulaştığını görüveriyoruz.
Çok geçmez, eğer İslam’ın eğitim metoduna geçilmez, Avrupa kıtasından büyük Grönland adasını gasp eden, parasını peşin aldığı halde on yıldır malı teslim etmeyen haramilerin kriterlerinden ayrılamayız demeye devam edersek bütün eğitim kurumlarımız harami yetiştirmeye devam eder.
Kur’an-i Kerimdeki haramla ilgili ayetleri, haramla beslenen biri öğretirse, o ayetler, pis borudan akan süt gibi olur.
Boğazından haram girmemiş, ağzından yalan çıkmamış eğitimcilere ihtiyacımız var.
İleride bir gün önemli makamlara atanacaklardan, (Önemsiz makam yoktur) geçmişinin temiz olduğuna dair belge istendiği gibi, teninde haram bulaşıklığı var mı diye de belge istemek zorunda kalacaklar.
Belgeyi verecek olan yetkilinin de vücudunun tamamı haramla beslendiğinden en az haram yiyenle yola devam etme zorunda kalabiliriz.
Ama ümitsiz olamayalım.
Sohbetlere katılan bir delikanlı bana bir soru sormuştu, “Sabahleyin okula gitmek için Minibüs durağına iki yol var. Biri beş yüz metre, diğeri üç yüz metre.
Ben beş yüz metrelik olanı tercih ediyorum. Üç yüz metrelik yolun kenarında boş bir arazi var; bu arazi vakıflara aitmiş. Babam rahmetli vakıf arazisine girmeyi ve ayağımıza vakıf arazisinden toprak bulaştırmayı bize yasaklardı. Ben basmıyorum ama sabah güneşi bana vurunca gölgem vakıf arazisinin üstünden gidiyor ben ne yapayım?
“Bir şey olmaz, gidebilirsin” dedim ama hocalığımdan utandım.